• Ekim 17, 2016

Milli Eğitimde Hokus Fokus Dönemi  

Çoğu zaman vardır ki, insanın kafası bir düşünceler trafiğince işgal olur. Beyninizin değerleme yapan bölümü bir konuyu gündemine alır. Önce konunun bütünlüğüne dair bir tarama yaparsınız. Durum nedir, ne oluyor, etken faktörler nelerdir ve bundan sonrası ne olacak sorularına cevap ararsınız?

Bir konu henüz işlem görürken diğeri öne çıkar. Benzer aklı süreçleri işletirsiniz. Sonra bir başkası. Konu konuyu izler.

Yaşama dair, kendi geleceğimize dair sorular gelir ekrana, durumu anlamak adına en uygun zihni modeller üretmeye çalışırız. Bazen işin içinden çıkarız ama çoğu zaman daha süreç işlerken koparız. Konudan konuya geçeriz. Düşünmeyi erteleriz. Etrafımıza bakarız. Diğerlerine. Onların ne düşündüklerini ve hangi tercihlerde bulunduklarını alamaya çalışırız.

Düşünerek çözüm üretmediğimiz konularda sosyal çevreye bakıp kendi yörüngemize ayar çekeriz.

Toplumun önemli bir kesiminin ne düşündüğü ve yaşam tercihleri norm  yani kabul edilen averaj durumu ortaya koyar. Çoğu zaman kendimizi ortalamar durumlar limanına demirleriz. En azından diğerlerinden kopmamış durumdayız.

Soru sormak, cevap aramak yorucu bir süreçtir. En kolayı kendimizi büyük bir sürünün ortasına bırakmak diye düşünürüz. Öyle ya içgüdüsel olarak kalabalık olmanın hayatta kalma şansını oldukça yükselttiğini biliriz.

Kendimizi kalabalığın güvenli limanına demirleyerek göreli bir rahatlama da sağlanmıştır.

Bu durumu sadece siz yaşamış olsanız pek sorun olmayacak. Lakin düşünün ki toplumun büyük bir kesimi ayni şekilde davranmaktadır. Artık tek tek ve toplu olarak daha az soru sormaya ve çözüm arma girişiminde bulunacağımız bir tuzağa düştük demektir.

Artık çoğumuz kritik düşünmüyoruz? Sorularımız yok. Ne hesap vermebiliyoruz ne de hesap sorulmasına razıyız.

Aklımız istirahate almış ve ağırlıkla görsel gözleme ve sezgiye dayalı olarak etrafımıza göre kendimize ayar çekmeye başlıyoruz. Limana çekilmiş teknelerin hafif dalgalarla oynaşmaları gibi. Hafiifçe sağa ve sola,  yukarı ve aşağıya doğru.

Birey ve toplumu üretime sevk edecek çekirdek süreçleri tasfiye ederek tutunuyoruz. Rahat mıyız? Göreli olarak evet. Peki bu halimizle ileri gitmemiz mümkün mü? Kesinlikle hayır.

Sami kardeşimizin köşe yazısını okudum. Yazısında İl Milli Eğitim Müdürü “Artvin il genelinde 1129 kurs açıldığını ve bu kurslarda 22 bin 29 kursiyerin sertifika” verildiğini söylemiş.

Milli Eğitim Müdürümüz bu beyanda bulunurken muhtemeldir ki etrafta olanlar da alkışlamışlardır.

Ben ise soru sorma seçeneğimi kullanmak istiyorum;

  • Artvin ilinde verilen kurslar hangi meslek veya ürün temelinde verilmiştir?
  • Kurs konusu seçimi öncesinde Artvin’deki işletmelerin ilgi meslek veya ürün temelinde yeterlilik sahibi eleman talepleri olup olmadığı araştırılmış mıdır?
  • 22 bin 29 kişiden kaçı sahip olduğu sertifika ile yeni bir işyeri kurmuş veya mevcut bir işletmede kalıcı istihdam şansı elde edebilmiştir.
  • 22 bin 29 kişiye verilen eğitimin maliyeti ne kadar olmuştur?
  • Emekliler ve okul çağındaki bireyleri hesap dışında tutarsak siz çalışabilir nufüsun yaklaşık dörtte birine eğitim vermişsiniz. Bu ciddi bir rakamdır. Son bir yıl içinde Artvin’de mevcut istihdamını artıran kaç işletme olmuştur ve kaç kursiyeriniz bu işletmelerde çalışmaktadır?
  • Borçka ilçesinde 2 bini aşkın vatandaş eğitim görmüş diyorsunuz. İşletme başına on kişi istihdam yapılmış olsa bu yeni kurulan ya da kurulacak 200 işletme demektir. Siz böyle bir gelişmeyi olası görüyor musunuz?
  • Bir ürün üretebilen veya iş uygulama becerisi kazandırılan vatandaşlarımızın eğitim sonrası hali ne olacaktır sorusuna cevabınız var mıdır?
  • Milli Eğitim olarak her yıl 22 bin kursiyeri eğitmek gibi stratejik bir hedefiniz mi vardır? Var ise bütün Artvin nufüsuna meslek kazandırma hedefini 3-4 yıl gibi bir zaman diliminde gerçekleştirmiş olacaksınız? Sonrasında, Halk Eğitim Merkezleri kapatılacak mıdır? Yoksa ayni kurslar tekrar tekrar mı verilecektir?
  • Sizin Kurumsal eğitim çalışmalarınız diğer kamu kurumları ile entegre bir yapıda mıdır? Örneğin İŞKUR kurumu ile. Entegre bir eğitim ve iş edindirme ortak stratejik hedefiniz ise, İŞKUR üzerinden son bir yılda harcanan 20 milyon TL üzerindeki para ile vatandaşlarımıza kalıcı iş imkanı sağlanabilmiş midir?
  • İŞKUR ile bir masanın etrafında oturup kalıcı istihdamı nası sağlarız diye fikir alışverişinde bulunuyor musunuz? Bu yönde bir çalışma yapıyorsanız, kalıcı istihdam kapasite tesisi için üretmiş olduğunuz bir çözüm var mıdır? Varsa kamuoyu ile paylaşır mısınız?

Ben Borçka ilçesindeki kursiyer sergisini gezdim. Çok kaliteli uygulamalar yapılmıştı. Üretim verimliliği kriterini bir yana bırakırsak ki bu tür ürünler sonuçta piyasa şartlarında rekabet etmek durumundadır, katılımcıların yüksek özen ve başarılı olma istekleri ortada idi.

Buna rağmen, kuvvetle muhtemeldir ki bu ürünlerin hiç biri sürdürülebilir bir işletme aracılığı ile pazara ulaşma imkanına erişemeyecektir.  Bu yönde girişimci geliştirme kursları da soruna çözüm değildir. Çok basit bir mantıkla; satılabilir ağaç eşya veya tekstil ürünü üretebilen bir sahış girişimci kabiliyete sahip olmayabilir. Kaldı ki el emeği ve beceriye dayalı bu tür uygulamalar yüksek miktarlarda yapılamaz ve az sayıda ürünün  bir işletmenin giderlerini karşılaması ve kar etmesi erşilmesi zora yakın bir hedef olur.

Bu sorun farklı bir iş modeli üretilmesi ile giderilebilir.  Ve kısaca bu iş modeli; el becerileri dışındaki diğer; yer, finans ve hammadde temini ile yönetim ve pazarlama desteklerinin sağlandığı merkezlerin kurulması yolu ile gerçekleştirilebilir. Batıdaki kalkınma ajansları böyle başlamıştır. Bizde ne Kalkınma Ajansları çözüm değil finans sağlayan noktalar halinde düşünülmüş. Yanlış yapılmıştır.

Özetle; ihtiyaçların tespiti, gelişim startejisinin tasarlanması, uygulama kapasite ve becerilerinin kazandırılması hokus fokusla olacak iş değildir. Vatandaşın beklentilerini yükseltip sonra da onu yüz üstü bırakmak yakışık bir durum değildir. (08 Haber, Orhan Yavuz)

Leave Comments