• Ekim 18, 2016

Hayata Macahel’den Başlamak

1960’ların başlangıç yıllarını hatırlarım. Dünyaya geldiğim Köy Kvabitavi denizden 800-1,200 metre yüksekliğinde arka planda 1950 Mt yüksekliğinde TaKustveri dağı, karşı cephede 3,500 Mt’lere varan KarçXhal dağı ve takiben panaromik olarak 20 KM kadar uzanan dağ silsilesi ile Batum yönüne açılan vadiye hâkim coğrafyaya sahip. Bir kartal yuvası gibi.

Etrafınızda olan biten her şeyi çıplak gözle dört mevsim olarak izlemeniz mümkün.

Henüz 3-4 yaşlarında iken ailem ve akrabalarımın dışında ilk farkına varıp sorular sorduğum iki nokta halen zihnimde çok tazedir.

Köydeki yaşlılar evimizin balkonunda oturur sohbet ederken; “KarçXhal” dağına bakarlar ve bir sonraki günün yağışlı mı yoksa güneşli geçeceği konusunda fikir yürütürlerdi. Bu sohbetin bir aşamasında Dedem beni evimize 40 metre mesafedeki “Kedi” dediğimiz yere gönderir ve “bir bak bakayım denizde bulut var mı diye” görevlendirirdi.

Deniz seviyesinden 1,000Mt civarında yüksekte olan evimize yakın “Kedi”den kuş uçuşu 5 KM menzilde olan ve denizden sadece 400Mt civarında olan Gürcistan’a ait Çhutunet Köyüne veya o istikamete baktığınızda “denizde bulut” olup olmadığını görmeniz gerekirdi. Gerçi çıplak göz menzilinde görülebilen bir deniz yoktu ama büyüklerimiz hep “denizde bulut var veya yok” tespitini o noktadan yaptıkları için ben de Batum istikametine bakar ve denizde bulut olup olmadığını raporlardım.

Dedemin beni “denizdeki bulut” hakkında görevlendirmesi bazen gün kararma yani akşam olma vaktine denk gelirdi.  Verilen görevi yapmakla birlikte akşam vakti Çhutunet Köyündeki “yıldızlar” yaşam çevremde ilk farkına vardığım bir diğer konu idi.

Geceleri gökyüzünde parıldayan şeylerin yıldız olduklarını öğrenmiştim. Çhutunet Köyünde olan da aynı şey olmalıydı.

O zamanlar bizim köylerde; aydınlanma için parafın kullanılırdı. Elektrik enerjisinden çok uzaktık.

1960’larda yukarı Macahel’de yaşayan bütün aileler; tarım ve hayvancılık yaparlardı. Tarım olarak, her aile kendisine yetecek kadar mısır, fasulye, patates, lahana, biber, salatalık ve benzeri ürünleri yetiştirirdi. Sığır, koyun, keçi ve at yine her ailede beslenen hayvanlardı. Yetiştirilen bitki ve hayvanlar kendi tüketimleri için olup pazara yönelik üretim yok denilecek ölçeklerde idi.

Havza insanı, dışarıdan tuz, şeker, buğday ve/veya unu, aydınlanmak için parafın ile kumaş alırdı. Macahel’de üretilen yün ile kumaş örülür ve erkek elbiseleri yapılırdı. Keza, çorap ve kazak gibi giyeceklerde yerel tezgâhlarda üretilirdi.

Halk, Mayıs ayı ile birlikte hayvanlarını üst kotlarda olan mezralara 3 haftalık mezra konaklamasından sonra da yaylalara çıkarırdı. Köye ise Eylül ayı başlarken aksi istikamette göç olur bu sayede havzanın bitki örtüsünden sürdürülebilir bir çerçevede faydalanılırdı.

1960’larda her köyde okul var olup eğitim Türkçe dilinde verilmekte idi. Evlerinde gürcü dili konuşan bizler okul yaşamı ile birlikte Türkçe de öğrenmeye başlardık.

Kısaca, dünyadan oldukça izole edilmiş kapalı bir ekonomik ve sosyal yaşam var idi Macahel havzasında.

Artan nüfus, yerel iş ve para kazanma imkânlarının sınırlı olması, insanların refahlarını yükseltme isteği, ulaşım konusunda çekilen zorluklara bağlı olarak yetersiz kalan sağlık ve eğitim hizmetleri gibi faktörler ağırlıkla 1970’lı yıllar itibari ile havzadan yüksek bir göç hareketinin başlamasına neden oldu.

Bu gün altı köyde 300 civarında aile sürekli kalmakla birlikte son kırk yılda Macahel’den göç edenlerin havza dışında en az 2,500 civarında aile oluşturduklarını bilmekteyiz.

Beş yıl süren ilköğretim sonrası o dönemin çocukları olarak eğitime devam için Borçka, Artvin veya Türkiye’nin değişik yerlerine gittik. Çhutunet Köyünde akşamla birlikte ortaya çıkan parıltının yıldız değil elektrik enerjisi ile çalışan lambalar olduğunu o zaman fark ettik.

Yukarı Macahel havzasına karayolu 1960’larda, elektrik enerjisi de 1980’lerde ulaştı.

Yukarı Macahel havzasında son kırk yıl süresinde çok şey değişti ve gelişti.

Buna karşın değişmeyen çok kritik bir sorun vardı. Kış şartlarında Macahel havzasına karayolu ile ulaşım halen mümkün değil. Bizleri ve kültürümüzü büyük ölçüde koruyan dağlar halen geçit vermiyor.

Ulaşım sorunu ile baş başa kalışımız ve halen günümüzde sorunu neden çözemediğimiz tam bir bilmece gibi. (Orhan Yavuz)

1 Comments

  1. Ekrem Alp Karagözoğlu

    Reply

    Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Sevgiler, saygılar.

    28 Mar 2020

Leave Comments